DR. KAMİL GÜLLER
Sevgi ve Bilgi Paylaşıldıkça Artar...

SARIGÖL'ÜN  COĞRAFİK VE DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ

Manisa ilinin  güneydoğu ucunda yer alan Sarıgöl ilçesi, batıda Kula ilçesi, Kuzeydoğu da  Uşak, doğuda Denizli ve Güneyde Aydın illeri ile komşudur. İlçenin yüzölçümü 423 km2 dir. İlçeye 28 köy bağlıdır. Gediz’in kollarından Kocaçay’ın suladığı Alaşehir ovasında yer alan ilçemizin kuzey ve doğu kesimini Uysal Dağı, güney kesimini ise  Bozdağlar’ın doğu uzantıları çevreler. Alaşehir Çayı üzerinde kurulmuş olan sulama amaçlı Afşar baraj gölünün küçük bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.

Tarımsal üretim oldukça gelişmiştir. Başlıca tarımsal ürünleri pamuk, çekirdeksiz üzüm ve meyvedir.

Cumhuriyet döneminde  Alaşehir’e bağlı bir bucak olarak yönetilirken, 1957 yılında ilçe yapıldı. İlçenin  bulunduğu yer eskiden  göl iken, 1940'lı yıllarda kurutularak geniş bir  ova olmuş, İnegöl olan ismi de  Sarıgöl olarak değiştirilmiştir. Burada yaşayan yaşlıların anlattıklarına göre Sarıtekeli Yörüklerinin çoğunun  buraya yakın bölgelerde ikamet etmesinden dolayı bu isim verilmiştir. Şu andaki Ziraat Bankasını yerinde kayıkları halatla bağlamak için  iskele babaları bulunmakta imiş.

Manisa-Afyonkarahisar demiryolu ilçenin kuzey kısmından, Salihli’yi Denizli ye bağlayan karayolu ise ilçenin merkezinden geçer.

 

 

 

 

 

Bölge Bozdağları ile .... arasına yerleşmişler Gediz ovası  Doğuya doğru ilerlemektedir. Buda  Manisa yuntdağından gelen grupların  geniş bir vadi üzerinden  doğuya Denizli iline, batıda ise  İzmir limanına kolaylıkla ulaşmasını sağlar.

Yükseklik, sulak yerlerin olup olmaması,, yer şekillerinin konumu, Yörüklerin bu bölgeyi tercih sebepleri,, dağ sıralarının isimleri, klimatolojik özellikleri, ipek yolunun konumu ve  ilçeye komşu olan bölgelerin isimleri,  bölgenin tapoğrafik yapısını gösteren  bir harita, köylerin genel fotoları, siyasi ve jeomorfolojik haritalarının konulması, gediz havzasının konumu

TÜRKİYE NİN HARİTASI

 SARIGÖL’ÜN HARİTASI

BÖLGENİN TARİHİ VE ETNİK YAPISI

MÖ. 323 yıllarında [1]kral yolu  buradan geçmesi  ticareti hızlandırmıştır Daha sonraki dönemlerde buranın İpek yolunun geçiş noktalarından olması, buradan Menemen üzerinden Foça ve  İzmir’e açılması.

Saruhan Bey tarafından 1313'te Manisa şehrinin fethi ile  kurulan ve  kurucusunun adı ile anılan Saruhan Beyliği,  geniş Gediz havzasına egemen oluyordu.  XIV. asırda Manisa ve civarına  hakim olan Saruhan-oğulları, bu bölgenin Türkleşmesine hizmet  ettikleri gibi, beyliğin merkezini de, bir Türk-İslam şehri haline getirmişlerdi.(Tapu_tahrir defterlerine bkz)

XVI. yüzyılın sonlarına kadar ileride tahta geçecek şehzadelerin siyasi ve idari tecrübe kazandıkları bir il olmuştur.

SARIGÖL VE ÇEVRESİNDE 13YY DAN GÜNÜMÜZE YERLEŞİM 

 

 YÖRÜKLER VE DOKUMALARI

 Yörükler

Tarımla uğraşmayan göçebe topluluklara  yörük denir.

Osmanlı imparatorluğu devrinde konar göçer aşiretler ile bu yaşayış tarzı hakkında "Cemaat" tabiri kullanılmaktadır.[2]

Konar-göçerler, genellikle Osmanlı Devleti'nin kabul ettiği merkeziyetçi idare tarzına aykırı olarak kanunnamelerde;"Yörük konar-göçer taifedir, karada ikametleri yoktur" hükmü ile tarif edilmiştir." Buna rağmen, belirli bir yaylak ve kışlak  mahalli gösterildiği de görülmektedir.[3]

Anadolu'da içtimai mevki sahibi, aşiretler üzerinde nüfuzlu beyleri, devlet Rumeli ye sürüyordu. Örneğin Murat ve oğlu Yıldırım Bayezid'in Saruhan (Manisa)  dan "göçerevler' den sürülmesi için "müteaddit emirler verdiklerini, bu sürgünlerin evvela Serez taraflarına ve Vardar ovasına yapılmış olduğunu ve bilhassa Filibe civarının tamamen göçer evlerle doldurulduğunu"Aşıkpaşazade, Oruç Bey ve Neşri tarihlerinde kaydediyor[4]

Saruhan elinin göçer halkı var idi. Menemen ovasında kışlarlar idi. Ol iklimde  duz yasağı var idi. Anlar ol yasağı kabul etmezler idi. Bayezid Hana bildürdüler. Han dahi oğlu  Er Dunrula haber göndürdü  kim: O göçebe evlerine kadar kim vardur, öğet (onat) zabtedesin. Yarar kullarına ismarlayasin, Filibe yöresine gönderesin dedi. Er Dunrul dahi atasının sözini kabul etti. Şöyle kimne buyurmuş idi dahi ziyade etti, ol göçer evleri göndürdi. Geldi, Filibe yöresine kondurdılar. Şimdiki demde Saruhan Beğlü kim derler Rumeli'de, anlardur. Paşa Yeğit beg o kavmin ulusuydu. Ol zamanda onlarun ile  bile gelmiş idi.[5]

Musecalı Türkmenlerine  tabi ve sandıklı kazasında sakin olan Caber cemaatinin, meskun halkın lehlerindeki şehadeti dolayısıyla ve "Haremeyn reayasından olmak hasebile mukaddema sadır  olan emri şerif mucibince iskandan af ve iskan teklifi ile rencide" olunmamaları ferman ediyordu.[6]

Karakeçili  Aşiretinin "1259 yılında  bir kısmı Manisa ve Hudavendigar vilayetlerile diğer sakin oldukları yerlerde parakende olarak iskan ve bazı teklifat ile birlikte asker, öşür alınmıştır. Diğer kısımları da 1283 yılında Ahmet Vefik Paşanın müfettişliği sırasında Balıkesir'den ayrılmışlar ve bulundukları kazalara ilhak edilerek beylik unvanları kaldırılmış, diğer halk gibi muameleye tabi tutulmuşlardır.[7]

Aynı aşiretin bir kolu Çukurova'ya iskan oluyor. Bunu İmren Köyü muhtarlığına dahil, Çanlıkilise-Faikiye köyü-mevkiinde 1882'de iskan edilmiş olan Karatekeli Aşiretinden ihtiyar Ahmet Ali Gevik anlatıyor."Dedelerimiz Aydın taraflarında, Bozdağ yaylarında otururlarmış, onun içe bize Aydınlı derler. Evveli Şam, ahiri Şam, dedikleri laf vardır, dedemizde Aydın ilinden kalkmış, Çukurova'ya gelmiş, ama  buralarda da barınamamış  Şam'a gitmişler. Şam'ın kıyılarında yerleşmişler; lakin orada büyük bir sel olmuş, perişan kalmışlar. Tekrar bu taraflara, Çukurova'ya gelmişler. Şam'da  kalan akrabalarımız da vardır. Biz Karatekeli aşiretinin Karnıkaralı mahallesinde 8 çadırız.1945 de yine bizim aşiretten 25 hane buraya gelip  yerleşmişler. Araziyi buraların sahibi olan eski beylerden ve hükümetten Milli emlakten satın aldık. Oturuyoruz. İste..[8]

Konya'nın Yunak kazasına bağlı Honamlı  köyü, Honamlı Aşiretinin iskaniyle 1949 senesinde kurulmuştur. Bu aşiret I. Dünya savaşından önce Aydın'da kışlıyorlardı.[9]

Diyarbekir havalisinde yaşayan Boz-ulus Türkmenleri, yaylak ve  kışlakları arasında mesafenin uzak ve arızalı olması sebebi ile, XVII: asır başlarından itibaren Anadolu ve Karaman eyaletlerine yaylak-kışlak için gelmeğe başlamışlardır. Bunlardan Karaman, Ankara, Aydın, ve Kütahya bölgelerinde yaşayanlar, bulundukları yerlerin adları ile ayıt edilmekte olup, Aydın'dakiler mukataaya bağlanmışlardır.[10]

1720 yılında Alaşehir ile Ilgın arasında bulunan ve bir kasaba şeklinde yeniden inşa olunan Arkıd Hanı'na[11] yerleştirme yapılmıştır.

1702 yılında, konar-göçer Yeni-İl Türkmenlerine tabi Caber, Baalbekli, Çakallı vesair cemaatler, Sandıklu, Uşak, Eşme, Mendehor, Alaşehir ve Şuhud kazaları köylerine gelerek reayaya çeşitli zararlar vermişlerdir. Bunun üzerine Aydın ve Saruhan muhassılı olan ve eşkıya def'ine memur edilen Nasuh Paşa'dan, bunların bu bölgelerden kaldırılarak eski mahallerine nakletmesi için emir gönderilmiştir.[12].

Karahisar-ı Sahih kazası naibi Mevlana Mustafa, Türkmen Cemaatlerinden Keferli'ye tabi Koca-Bey, Kara Cafer ve Halil adlı kethüdaların 400 kadar evleri ile, yine Beylikli, Kuşçular, Caber, Çakal, Urumcalu ve Sermayelü cemaatlerinden 1500 kadar hanenin,  Sandıklu Kasabası civarındaki köylere hasat zamanı  yaptıkları baskınlardan dolayı buralardan kaldırılarak münasip bir yere yerleştirilmesi için emir gönderilmiştir.[13]

Bozulus Türkmenlerinden olup Aydın bölgesinde sakin olan Mihmadlu, aksudlu ve Gaffarlu cemaatleri Bolvadin yakınlarındaki Karaca_ören köyüne, diğer Mihmadlu cemaatinin yüz hanedan fazla bir kısmı ise Ayne-ekreli ve Otan adlı köylere, Kermih, Çökelek ve Kuşdoğğanlı cemaatleri 200  kadar haneleri ile  Seyidgazi ile Eskişehir arasında Dudcu_paşa mezarı yakınında iskan olmuşlardır.[14]

Eski Manisa Mahkeme-i Şer’iyye defterlerinin  arasında Kula, Demirci ve Alaşehir’e ait  olanlar vardır.[15]

Yürük ve Türkmenler, Osmanlı İdari teşkilatında “Saruhan Livası” denilen bölgeye  dağılmış bir durumdadır.[16]

16.asrın ikinci yarısında Milas civarında sakin olan Saruhaniler aşiretine, 17. Asır başında Manisa’nın  Toyyusuflu köyü civarında rastlanmasıdır.(Sicil defteri; sayı:5sayfa;333 ve sayı 26, sayfa 90)[17]

Derzi  Haliller  cemaatine  Karasili ve Yaycılar civarında, aynı zamanda  rastlanmaktadır. Ayrıca Danişmendlu Türkmeninin Aydın ve Saruhan Livalarında aynı zamanda olduğunu görüyoruz. Bugün bu aşiret, Aydın civarında yerleşmiştir ve kurdukları köye de Danişmend adı verilmektedir.[18]

Tekeli cemaatinin 17. Asır başlarında Manisa’nın Karaoğlanlı köyü yanında oba kurduğunu(Defter;25, s.99) öğrendiğimiz gibi, aynı isimdeki diğer bir yürük aşiretinin de, bugün Aydın çevresinde bulunduğunu tespit etmekteyiz.[19]

Birçok köy isimleri, eski Türkmen ve Yürük aşiretlerinin adları olduğunu görüyoruz.

Afyon ve Kayseri  civarına kadar uzanan saha içinde , Turgud,   Eski­-il  ve Bayburd olmak üzere üç idari bölgeye ayrılmış olan  At-çeken ulusu yurd tutmuştur Bunlardan bir kısmı İç-il Yörüklerine, bir kısmı ise Ramazanlı-ili 'ne mensupturlar[20]

İstanbul'da Başbakanlık Arşivi'nde Saruhan Sancağı içine alan Tahrir Defterleri olarak tasnif edilmiş  14 defterden[21]dokuz tanesi, tımarlı sipahi ile piyadelere ait yoklama defterleridir. 16.yy da, Manisa, Menemen, Foçalar, Güzelhisar, Gördös, Nif, Ilıca, Adala, Mendehorya (Tarhaniyat), Demirci, Kayacık, Akhisar, ve Gördük olmak üzere, 13 kazadan oluşmakta idi.[22]

Gediz nehri ile Kumçayı' nın kavuştuğu bir bölgeyi   kapsayan Manisa Kazası içinde  yukarıda sayılan nahiyelerin sınırlarını tespit etmek güçtür. Çünkü Defterde  rastladığımız köylerin çoğu ya sonradan adlarını değiştirmiş ya da ortadan kaybolmuştur.[23].Coğrafi sınırların tespitinde en çok güçlük çekilen bölge Yengi(Yeni) nahiyesi olmuştur. Nahiyeye bağlı bazı köylerin Gediz nehrinin taşması sonucunda su altında kaldığına ilişkin der-kenarlara bakılırsa, bu nahiyesinde Gediz havzasında bulunduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte1671 tarihli bir fermanda, Turgutlu Kasabasının Yengi nahiyesine bağlı olduğu anlaşılmıştır.[24]

İnalcık, Türklerin Balkanlarda kurduğu köy özelliklerinin, köy isimlerinden az çok anlaşılabileceğini ortaya koymuştur[25]. Ömer L. Barkan ise  Anadolu ve Rumeli'deki pek çok köyün dervişlerin önderliği altında kurulduğunu kanıtları ile göstermiştir.[26]Defterde  Şeyh, Bektaşlu, Muminisa ve Hocaali gibi adlar taşıyan  köylerin dini unvanı olan  kişilerin öncülüğünde kurulduğu düşünülebilir. Yaya, Doğancı, ve Müsellem gibi askeri adlar taşıyan köylerin yanı sıra  Bazerganlu, sabuncu, Kasaplu, Çiftçilü ve Çobanlı gibi zanaatkar  adı taşıyan köyler mevcuttur.[27] Bugün Salihli'de Hacıbektalı, Hacı Köseli, Hacıgil, Bektaşlar, Dağhacıyusuf  köyleri vardır.

Faruk Sümer'in yayımladığı bir haritaya göre[28] Saruhan Sancağında yürükler kuzey-doğu sınır bölgesinde toplu bir halde yaşıyorlardı. Bunlar, hayvancılıkla geçinirken zamanla tarım hayatını öğrenmiş ve köylere yerleşmiştir.

Yine defterlere göre, Konar-göçerler, eğer bir köy alanında hayvan otlatırlarsa, köyün sipahisine "resm-i kışlak" ve "resm-i otlak" ödeyeceklerdir. Ancak kışladıkları yerlerde tarımla uğraşırlarsa köyün sipahisine  öşürlerinin yanısıra "resm-i zemin" de ödeyecek, fakat "resm-i kışlak" ödemeyeceklerdir. Ancak  her iki durumda da "resm-i otlak " ödenecektir.[29]

Saruhan ile  Karesi Sancağının sınırını belirleyen Yurtdağında(Yuntdağı) Padişahın hassı olarak özel bir düzene bağlanmış ve "Elliciyan-ı  Yunddağı" adını taşıyan kimselerin yaşadığını söylemiştik."Elliciler",  F. Sümer'e göre, yürüklerden bir oymağın adıdır.[30].Cengiz Orhunlu' ya göre de bunlar da yürüklerdendir.[31]. Elliciler Osmanlı askeri teşkilat  içinde azep,yaya ve müsellem gibi askerlerden  olduğu belirtilmiştir. Sonradan, Kapıkulu teşkilatının gelişmesi ile, öteki askerler gibi bunlarda tarihe karışmıştır.[32] !7.yy dan sonraki dönemlere ait kaynaklarda, bu göçebelerin yerleşik hayata geçtiklerini görüyoruz.[33]

Anadolu Selçuki Hükümdarlarından Alaeddin Keykubad, gelen Türkmen gruplarından  Karaman aşiretini Ermenak ve İçel taraflarına iskan ettirmişti. Bu aşireti teşkil neden Türkmenler  Oğuzların Salur boyundandı.[34]  Salur boyunun Manisa dolaylarına kadar gelmesi konusunda bir takım izler görüyoruz. 16. asırda Manisa’nın  Yengi nahiyesine bağlı olduğu anlaşılan ve bugün Nif(Kemalpaşa) kazasının bir köyü olan Parsa’da, Şeyh Salur’un meşhur zaviyesi, Türkmenlerin eserlerindedir.[35]

Saruhan bey muhtemelen Harzemli  bir komutanın torunudur. Moğol istilası üzerine Harzem’ den batıya göçerek Anadolu Selçukluların hizmetine girmişti[36]  Bugün Alaşehir’in başında “Horzum” kelimesi bulunan dört köyü vardır. Horzum Alayaka, Horzum Embelli, Horzum Sazdere, Horzum Keserler. Gene bugün Aydın’da Bozdoğan’ın Yaykın çiftliğinde Horzum aşireti,  bu konuda bir delil teşkil edebilir.[37] 16. Asır  sicil defterlerine göre o zaman Alaşehir Kadılığı sınırı içinde bulunan “Horasan” köyünü de düşünebiliriz.

Yürüklerin savaşlar esnasında görevleri, top çekmek, madenlerde mermi dökmek, kale duvarları yapmak veya tamir etmek, kale muhafızlığında bulunmak, donanmada çalışmak, kereste taşımak, cami gibi yapıların inşasında çalışmak, vardı.[38]

Saruhan Bölgesinde Yundağında oturan Yürüklere Yund Dağı Ellicileri denildiğini biliyoruz. Bunlar kendilerine Koçellicileri adını veriyorlardı. Bunlar sahip oldukları özel imtiyazdan ötürü Bilecik madeninde top yuvarlağı dökme hizmeti olmadıklarını öğreniyoruz.[39]Bundan başka yürüklerin tuz vergisine tabi olduklarını  görüyoruz.(Vesika 41)[40]

I. Murat zamanında, Saruhan ilinden bir kısım konar göçer halk Balkan yarımadasına nakledilerek, Siroz (Serez) çevresine yerleştirildi(Hicri 787 ve miladi 1385.[41] Yıldırım Beyazıt zamanında ise,  oğlu Ertuğrul’ un yardımı ile bir kısım göçer halk Saruhan ilinde oturur, Menemen ovasında kışlarlardı. Bunlar tuz yasağı tanımadıklarından Padişahın emri ile  Rumeli, Filibe taraflarına yerleştirildiler.(Hicri 798 Miladi 1395)[42] Yeni gelen göçer grupları iskan hareketleri başladıklarında   belli bölgelere yerleştirildiler. Raka civarına iskan edilen cemaatler buralarını beğenmeyerek memlekete dağılmaları, Aydın ve Saruhan Livalarına gelmeleri üzerine, yazılan emirler bunlara örnek teşkil eder.(Sicil Defteri;185, s.90-91)[43] Müslüman yürüklerin, eskiden beri Babailiğe ve Aleviliğe  meyil göstermelerinde eski  Türk dini Şamanizmin etkisi  büyüktür.[44]

 

Eski vesikalarda adı geçen bazı aşiretler

Manisa Vilayetinde  bugün mevcut köyler[45]

Afşar Cemaati

Afşar köyü (Alaşehir) Kurşunlu da Sancakları camide var

Bahadırlu  Cemaati

Bahadır Köyü (Alaşehir)

Bayramşeh Cemaati

Bayramşah(demirci), Bayramcılar (Manisa)

Çullu Cemaati

Çullu, Görece Çullu (Manisa)

Danışmendlu Cemaati

Danışmadlar(Demirci)

Hamitlu  Cemaati

Hamitli (Kırkağaç)

Keçilu Cemaati

Keçili (Manisa)

Kürkçü Tatarı Cemaati

Tatar (Yılmaz) Manisa, Tatar (Salihli)

Kaşıkçı Cemaati

Kaşıkçı (Alaşehir) Eşme,Kula-Kavala (Davala)-Yurtbaşı

Kubaşlar Cemaati

Kubaşlar (Eskiden Yundağı köyü)

Karayahşi   Cemaati

Karayahşı (Salihli)

Menteşelu      Cemaatı

Menteşlu (eskiden vardı)

Örenler     Cemaati

Örencik (Manisa)

Öksüzler Cemaati

Öksüzler (Yunddağı)

Saraçlar Cemaati

Saraçlar (Kula) Borlu civarında var

Saruhaniler  Cemaati

Saruhanlı (Manisa)

Sakallular Cemaati

Sakallı (Manisa)

Tekelu      Cemaati

Tekeli (Manisa)

Timurcular  Cemaati

Demirci (Manisa)

Yağcılar    Cemaati

Yağcılar (Manisa), Selendi de var

     

Hicri 1280-1280  yıllarına ait  Sicil Defterlerine göre Aşiretlerin son iskanında dağılışlarını [46]

AŞİRETİN ADI

OTURDUĞU YER VEYA BÖLGE

Abdal        Aşireti

Adala  Bölgesi

Akkocalı   Aşireti

Büyük Belen ve Gördük civarlarında

Alıcı         Aşireti

Sart civarında

Anamaslı  Aşireti

Borlu nahiyesinde

Tekeli       Aşireti

Palamut’ta Süleyman obası

Tahtacı   Aşireti

Yaykın(Akhisar) Ortapare  nahiyesi(Demirci),Borlu nahiyesi(Gördes)

Carık      Aşireti

Kula kazası

Çepni      Aşireti

İzzeddin köyü, Sakaraltı naam mahal ve ılıca nahiyesi, Belen’de   Sazobası,  Palamud nahiyesi

Çaparlı   Aşireti

Emlak’de(Emlakdere), Güzelhisar’ın Kilise köyünde (Menemen-  Güzelhisar), Kilimalanı mevkiinde, Sırtlanda

Çakal      Aşireti

Değirmenderesi (Belen), Gürle’de

Harbendeli  Aşireti

Adala civarı, Eşme kazası

Doğacalı  Aşireti

Mihailli çiftliği (İshakçelebi), Belen

Derici       Aşireti

Mamaklı, Uzunhasanlı (Yunddağı), Beydere, Yağcılar, Sarınasuhlar(Yunddağı), Menemen Güzelhisar’ı, Çamlıca(yundağı)

Dosuz Arablı  Aşireti

Nif(Kemalpaşa) civarı

Sancaklı  Aşireti

Karaoğlanlı Çobanisa, İğdecik, Bozköy (Palamut), Nif(kemalpaşa) Civarı

Sepetçi     Aşireti

Eski Emlak  nahiyesi

Sivrikülah Tahtaı Aşireti

Belen civarı

Siyah Kozan Aşireti

Selendi nahiyesi, Kula

Şıhlu          Aşireti

Borlu nahiyesi

 

Sarılar        Aşireti

Parsa (Nif-Kemalpaşa)

Araplı        Aşireti

Mendahorya (Salihli), Ilıca, Musacalı Köyü

Kobak       Aşireti

Recebli (Yundağı), Sarıçam

Karayahşi     Aşireti

Sart, değirmendere, Kızkayası

Karayağcı     Aşireti

Belen, Arabacıboz, Selendi, Durasılı, Türkmen, Çekeler deresi(Yunddağı), Halitli, Eğri, Kalabak.

Kacar        Aşireti

Manisa çevresi

Kalabak    Aşireti

Demirci Kazası

Karatekeli    Aşireti

Salihli  Kazası

Karasığıralcısı Aşireti

Sart(Salihli) civarı

 

Kızılkeçilü    Aşireti

Selendi(Kula)

Kuşçu     Aşireti

Hacıhaliller çiftliği, Arpalı(Yunddağı)

 

Kığan  Aşireti

Yenice köy yanında (Yunddağı), Belen, Karasılı(Yunddağı)

 

Gündüz    Aşireti

Akhisar, Gölmarmara

 

Gündüşlü    Aşireti

Belen  civarında

 

Kürtler       Aşireti

Yenice Foça

 

Musalar     Aşireti

Koldere çiftliği(Manisa)

 

Musacalı    Aşireti

Yenice civarında

 

Ozancı       Aşireti

Belen nahiyesi

 

Ozancalı    Aşireti

Gölmarmara  civarı

     

Saruhanoğulları ile ilgili olarak bölgede sık sık adı geçen  Yürük,Türkmen, aşiret, mukataaların bilinmesi gerektiğinden, şer’iye kayıtlarında rastlanan bilgiler  aşağıda gibidir.[47]

A–ÜRKMENLER

B-YÜRÜKLER

D- CEMAAT VE OBALAR

 

Avunduk  Türkmanı

Düğün Eri yürükleri

Bozguş Tayfası

 

KaraYahşı Türkmanı

Karaca Koyunlu yürükleri

Kulcan tayfası

 

Gök Musa Türkmanı

Otamışlar Yürükleri

Kara Keçilu Cemaati

 

Timur Fakihler Türkmanı

Elhaç Mehmed  Yürükleri

Haydar Cemaati

 

Balcı Türkmanı

Elhaç Turgud Yürükleri

Karayağmurluklu cemaati

 

Boz Ulus  Türkmanı

Yürükanı Musıl

Karamanlı cemaati

 

Yeni il Türkmanı

Yürükanı  Kara Yaycı

Kıl çeken cemaati

 

Türkme Halil Danişmendlu Türkmanı

Yürükanı Eldelik

Tabanlı cemaati

 

Türkmanı Gürgür

Yürükanı Horzum  Barze

Kara yaycı cemaati

 

Türkmanı Bektaşlü

Yürükanı  Kızıl Keçili

Boz koyunlu cemaati

 

Türkmanı Günüzlü

Yürükanı  Şemari

Cemaati Öksüzler

 

Türkmanı Kargın

Yürükanı    Timurcu

Cemaati Çungara

 

Dabanlı Türkmanı

Yürükanı  Kayı

Cemaati Saru hanlu

 

 

Söğüt Yürükleri

Cemaati Saruhaniler

 

C-AŞİRETLER

Yürükanı  Yeni-il

Tatarlar Cemaati

 

Sarılar Aşireti

Yürükanı Iğirdir

Cemaati Çullıyan

 

Çepni Aşireti

Yürükanı  Kara Yağcı

Cemaati  Seydi Ahmedli

 

Karaca Arablu Aşireti

Yürükanı Çobanhanlar

Cemaati Dürzü Halil

 

Arablu aşireti

Saruhan Koyun Eri Yürükleri

Cemaati Okcular

 

Acur aşireti

Yürükanı Başıbüyük

Cemaati Aydınlar

 

Kapagunlu  Aşireti

Yürükanı  Çepni

Cemaati Adil

 

Mucur Afşarı Aşireti

Yürükanı Akkoyunlu

Cemaati Şehidlu

 

Şeref Bağırganlu Aşireti

Yürükanı Sarı Keçilü

Cemaati  Tekeli

 

Kara Yağcı  Aşireti

Yürükanı  Sarı Çamlu

İmanlu Afşarı Cemaati

 

Hacı Bedir Aşireti

Yürükanı Derebaşı

Tatar İlyaslar Cemaati

 

Derici Aşireti

Turgud Cemaati dimekle  Maruf yürükler

Dokuz  Cemaati

 

 

Yürükanı  Karayahşi

Bayramşe  Cemaati

 

 

Yürükanı  Gök Musa

İsacalar  Cemaati

 

 

Yürükanı  Ökcüler

Beğlu Aşireti

 

 

Yürükanı  Karayağcı

Kara Yunus Cemaati

 

 

Yürükanı Fıgan

Ali Ağa Cemaati

 

 

Yürükanı Karacalar

Yar  Hasanlar Cemaati

 

 

 

Hüccac Cemaati

 

 

 

Haci Veli Cemaati

 

 

 

Kündeşli Cemaati

 

 

 

Derici Cemaati

 

 

 

Kırın Cemaati

 

 

 

Köleler Cemaati

 

 

 

Kara Osman Obası

 

 

 

 

Kara Hasan Obası

 

 

 

Süleyman Obası

 

 

 

Karayahşili Obası

 

 

 

Berekatlu Obası

 

 

 

Baba Gürgür Obası

 

 

 

Gündüzoğlu Obası

 

 

 

Dürzü Haliller Obası

 

 

 

Seydi Obası

 

 

 

Adil Obası

             

Hicri 1020 tarihli bir sicilde(defter 31, s.211) Manisa yöresinde bir çok köylerin 17.  asırda ortaya çıkan celali isyanları yüzünden terkedildiği ve ortadan kalktığı ifade olunmaktadır.  Fakat bu isyanların sebepleri, "celali vakası" ile aynı değildir. Bunlar devletin iktidarsızlığı ve bazı sebeplerden ötürü ortadan kalkmıştır.[48] Devlet  asker kaçakları ile birleşen eşkıyanın ortadan kaldırılabilmesi için aşiret kuvvetlerine başvurdu.[49]

Bazı köyler depremden ötürü ortadan kalkmış Demircinin Kepez Köyü gibi şimdiki Kuzuköyünü örnek verebiliriz.[50]

Karakeçili  Aşiretinin 1259 yılında bir kısmı Manisa ve Hüdavendigar vilayetleriyle diğer sakin oldukları yerlerde perakende olarak iskan ve bazı asker , öşür alınmıştır.[51]

18-20 YY ARASINDA AŞİRETLERİN İSKAN HAREKETLERİ VE YERLEŞİMLERİ

Bölgede Afşar Yörük gruplarının yaşadığını gördük. (Afşarların hepsi Bozkurt demektir)[52].

Bu bölgede yer alan  aşiretler: Yeniköy, Şehid Davutlar, Güneydamlar, Hacibekir, Ömerliler, Tekeliler, Işık Davutlar

Bekir Kızıltepe'nin anlattıkları

KACARLAR (GACARLAR) Sarıgöl, Ahmetağa, Çakırca ve Salihli 'ye doğru köylerde

İran daki kacar  uygarlıkları arasındaki farklar nelerdir?????

Afşar, Çağlayan köyü, Bereketli köyünde bulunmaktadır

Sarıtekeli

Hardal aşireti kırsal kesimlerde, Eşme Hardallı köyü var....

Narıncalı köyler, İsmail Bey köyü

Manavlı Aşireti, Antalya Manavgat'tan  bu kesimlere gelmiş. <manav o yerin yerlisi demektir.

Manavlar,  Başbakanlık arşiv belgelerinde  “Manavlu”,”Manavlar Parakendesi” biçiminde ve “Yörükan Taifesi” ne bağlı bir topluluk olarak gösterilmektedir.[53]

 

Manavlılar  Sobra'nın yarısında bulunmakta, Simav köylerinde de var.Manavlılar kendi aralarında Çakırlı,Kırmızıoğulları(Yanakları kırmızı oldukları için)Karaismailoğulları diye kısımlara ayrılmaktadır. Bekir amca Kırmızıoğullarından gelmekte olup daha sonraları soyadı Kızıltepe olarak değiştirmişlerdir. Mardin''deki Kızıltepe ve Bozdağ'daki Kızıltepe  ile hiçbir bağlantısı yoktur.

Sobran, Necip Necipoğlunun çiftliği yerine kuruluyor. Aşiretler 1950'li yıllarda gelip yerleşiyorlar.

Kula'nın köylerinde ibadlı aşireti var ayrıca Hayallı köyü-Alaşehir ve Kula-Evciler de ibadlılar var.

Eski adı GürNevit yeni adı Esenyazı da ibadlı aşireti var.

Eskiler bir araya geldiklerinde yunan işgalini konuşurlarmış,  yunan işgalinden sonra hangi gruplar yerleşti, bunları da bulmamız gerekiyor.

1953 tarihinde Doğu Türkistan Kazaklarından göçebeler geldi. Aşiretin bir kısmı Manisa, Konya, Niğde, Kayseri'ye iskan oldular. Manisa'dakiler Salihli kazasının içine yerleştirildiler.[54]

Yörük köyleri, Şeyhdavudlar, Güneydamlar, Ömerliler, Hacıbekir???, Tekeliler, Işık Davutlar.

AHMETAĞA  KÖYÜ

Gacarlar var, Ahmet adında birisinin gelip yerleşmesinden  sonra gelişiyor . Ahmetağa  köyünde yaşayan Bekir amcanın dediği Sobralı, Ahmetağa, Bereketli yörük köyleri, Alaşehir-Kömüdalısı, Turgutlu-Musulcanlu ve Akköy, Konaklarda Sarıtekeliler, sığırtmaçlı ve yeniköy'de Manavlı Yörükleri, Eşme-Eseler köyü  sayılabilir.

MANAVLAR YÖRÜKLERİ

Manavlar Başbakanlık Devlet Arşivlerindeki kaynaklara göre   ”Manavlar”,”Manavlı”,”Manavlar Parakendesi” biçiminde , Yörükan Taifesine bağlı olan bir topluluk o SELENDİ

Gediz tarafına yaylaya gidiyorlar

Kütahya'dan gelen bazı yörük grupları (aslanapa-Çavdarsa gelenler olabilir.

Karakozanlı (Kozanlı) yörük grubunun Kula-Ortaköy civarında olabilir. Kula-Hamidiye Kozanlı yörüğüdür. Halankay köyü Kozanlı yörüğüdür Cansa köyü Selendi'de var..

Eskin taraflarında  Karakoyunlulardan bahsederler. Zira nazara karşı karakoyun sütü yapıyorlar, hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir.

Dabanlı yörükleri--selendi-Dumanlar köyü(Cingözlü)

Dibekli yörükleri var...

Tavak köyünde  Karagöz kilimi yapıyor.....

Karakeçililer hakkında bilgi bak...

Kızıl keçililer  var........

Kertme kilim denilen bir çeşit dokuma var...

Kazıklı, Havlasa,

Kacarlar var ..... Ahmet Kacar diye birisinden  bilgi alınacak.

KULA (KATAKEKAUMENE)

Kula'nın bulunduğu yer  bir göl şeklindedir. Kimilerine göre  Lav yıkıntısına Kule adı verilmekte idi daha sonra bu Kula'ya dönüşmüştür. Yanıkyöre( Divlit Yanardağı) var, Karataş ismi de veriliyor. Lavlar birikerek  siyah bir tepe oluşturmuşlar, bu malzeme çok hafif olmakla beraber  çimento  sanayinde kullanılmaktadır.

Kula'da genellikle halı dokumacılığı var (kömürcü, Yılanlı, Selvili)Kula halıları diye geçiyor.

Halk Eğitim Müdürü Şevket Akar'dan aldığımız bilgiye göre bölgede bulunan aşiretler;  Manavlı, Kaçar( yerleşen en uyumlu yörükler olduğu belirtilmektedir.), Kızılkeçili, Kozanlı,Kırkulaklı, Şehütlü'dür. Kızılkeçili- Ortaköy ve Dereköy civarlarına yerleşmişler.

EŞME

Eşme kilimlerinden zili tipini, tesadüf eseri, Karatepe  Kilimleri ile yapılan bir tezde  gördük, Karatepe Kilimciliğine bak...

Karşılaştıkları  teknik zorluk nedir??

Sardes, ;ipek yolu üzerinde olması bu motiflerin taşınması açısından oldukça önemlidir.

Hatipler köyünde, aklı kilim adı verilen cicimler yapılmaktadır.   Kocadere, Hatipler ve Arpadere köylerinde pek bize iyi davranmadılar, kendi gelenekleri ile pek  önemsemiyor gözüküyorlar. Yada  daha evvel hırsızlık olayları olduğu için yabancılara pek güvenmiyorlar.  Deveci adı verdikleri kişiler eski halıları yerlerine makine halısı vererek değiştirmekteler. Bunlar özlerine kestirdikleri parçaları daha sonra  evden çalmaktalar.

BELEN- Geçit demektir, Manisa'ya gidip gelenler burada konaklamaktadırlar.

Bir kilim var, adı bicili kilim yada  "kırk kalemler"

Buranın  muhtarı ile konuşmamız neticesindeçıkan mezar taşlarının tarihleri Hicri       1158 yılına  kadar gidiyor. Gılman, Doruköy,  Belen)

Bir dede yerleşir ve keçi ağılı vardır, diğer etrafına yerleşenlere dedeağılı diye geçer daha sonra Dadağlı olarak kalır, bu gruptakiler dindarlı (Dini dar yani  dini kuvveti olaMAYAN DEMEKTİR(, aLEMŞAHLIBir dede yerleşir ve keçi ağılı vardır, diğer etrafına yerleşenlere dedeağılı diye geçer daha sonra Dadağlı olarak kalır, bu gruptakiler dindarlı(Dini dar yani  dini kuvveti olaMAYAN DEMEKTİR(, ALEMŞAHLI

GÖRDES   Karakeçili ve Karayağcı yörükleri vardır, bunlar birbirinden  ayrı gruplardır.  Karakeçililer  dürüst insanlar oldukları için Abdülhamit'in sarayında muhafızlık yapmışlar.  Karayağcılar arasında çok çocuk makbul her hevde hemen hemen 4-5 çocuk var. Geleneklerine bağlılar. Karayağcıların bir kısmı Akhisar'da yaşıyorlar. Akhisar'da genellikle siyah çullar yapılıyor

 YÖRÜKLERİN DOKUMALARININ TİPLERİ VE GENEL ÖZELLİKLERİ

Dokuma halı-kilim dokumacılığında en önemli unsurdur, her dokuyucu iyi dokuma yapamaz, bundan ötürü, bir köyde belki 30-40 kadına dokuma yaptırabilir ve buralardan belki de  %35 veya %40 bizim istediğimiz kalitede mal yapabilirler. Bunun yanı sıra üretim düzeyini çok iyi ayarlama  yapmamız gerekiyor, çünkü üretim miktarları bilinçsiz olarak arttırıldığında,  işler ters gittiğinde bunu kısmak gerekiyor. Bu durumda, aynı kadına mal verilmiyor, bu durumda bu kadın size bir daha dokuma yapmıyor. Veya siz bu kadına  iş yaptırmadığınız zaman  kadın başkasına dokuyor, veya diğer halıcılar  dokuyucularınızı çalmak için ona daha fazla para  öneriyorlar, bu durumda  kadın ötekilerine dokuma yaptırtıyor.  Böylece dokuma maliyetleri hızlı bir şekilde artmaktadır.

Şu bir gerçek ki durum artık gittikçe kötüye gidiyor, tahmin ediyorum ki ilerde daha fazla dokuyucu bulanabilecek. Halı-kilim bölgelerinden biri Konya, II. Dünya  savaşından itibaren dokuma bu bölgede hızlı bir şekilde artmıştır. Fakat ova köylüsü mahsulden  iyi para kazandığı için kilim dokumak istemektedirler, bu durumda dokuma daha çok dağ köylerine kaymaktadır. Fazla geçim kaynağı olamayan kadın,  gaz, kumaş, şeker, v.s. giderlerini  karşılayabilmek için  kilim dokumaktadırlar.  Maddi durumu iyi olan aileler halı dokumak yerine, makine halılarını hazır olarak almaktadırlar. Bu bölgenin  bir plot bölge olarak seçilmesinin nedeni, bir dağ köyü oluşu, ve  üzüm işi ile uğraşmakta olup, bu yüzden bölgenin kalkınması için bu  proje gerekli görülmüştür.

Aşiretler kendi başlarına bir şeyler yapmak istediklerinden kolay kolay bir araya gelememişler. Ve  kadınlarını başka yerlere göndermek istemekteler, bu yüzdende evde dokuma eşi, çocukları ile birlikte yapıyorlar. Eğer bir bölgede dokuma varsa o bir şekilde  devam etmektedir. Öyle ki yan yana iki köy var Güneydamlar' da çok iyi dokuma yapılmakta, daha aşağıda Bahadırlar köyü onlarda hiçbir dokuma yok.  Veya  Eşme'de bir köyde Sumak yapılırken biraz daha ilerdeki bir köyde  zili dokuması yapılmaktadır.

Uysal dağının çevresinde en  iyi dokuma yapılmaktadır. Şeyhdavudlar, Güneydamlar, Yeniköy, Karaköy, ağabey.

Biz bunları bizim ebelerimiz (anneanne-babaanne dokumuş onlardan  almışız diyorlar

Dikme. Yanış

Yazılı. Yazınmış:dokunmuş

Desenleri ödünç alma yada taklit etme durumları yada annesinden öğrendiğini biraz daha değiştirerek kendi düşüncesine göre yapması...

Eskiden hemen hemen her evde tezgah var iken  gün geçtikçe bu azalmakta, özellikle  büyük şehirlere  göç sonucunda köy nüfusu azalmaktadır.

Genellikle  yün kullanılır,   tezgahta dokuma  yapmaya bilmeyen kızlar kolay kolay  evlenemezken, bugün yeni yetişen nesil kilim yapmaya fazla istekli değildir.

Namazlıkların baş tarafında yünden süsler bulunmaktadır, her kızın böyle bir namazlası bulunmaktadır

Çul keçi kılından dokunur, hasır gibi kilimin altına serilerek kullanılır.

Aşiretlerin  genellikle kullandığı dokuma  stili kilim, cicim, sili, sumak gibi  düz dokuma yaygılar  kullanılır. Dokumalar genellikle kadınlar tarafından dokunur. Yerleşme ve iç göç beraberinde bu dokumaların unutulmasını beraberinde getirmiştir. Eskinin ince dokumaları yerine şimdi daha basit ve kaba dokumalar  almıştır. Aslında yeni yetişen nesil özellikle tv sayesinde   şehirde yaşamak istiyor kilim dokumak istemiyor.

Yörüklerin ihtiyaçları doğrultusunda  yaptıkları dokumaları anlat, çul, deve heybesi, ekmek torbası, neden yapılmaktadır.

15 günde bir kilim çıkartabiliyorlar. Yapılan kilimler  genelde  dışarı satılmak için yapılıyor. Öyle ki kızına namazlık çeyiz alacak bir teyze başka bir köyde onu dokutuyor artık kendileri içinde pek dokumuyorlar, un çuvalları yerlerine plastik çuvallar aldı,  Yerleştiklerinden ötürü alaçuvallar kayboldu, yeni evli çiftlerde, modern  dolaplar oluşmaya başladı.

Dokuma dağlar üzerindeki köylere  yayılmış olduğundan, bir atelye sistemi yaratmak oldukça zor. Her bir köyde iki veya üç tezgah var, Ticari kaygılardan ötürü büyük şirketler üretimlerini tek bir köyde topladıkları için bazen istenmeyen durumlar oluşabilmektedir. Bazı kişiler daha yüksek fiyatlar önerip piyasayı yükseltmekteler. Buda burada imalat yapan şirketin buradan çekilmesi demektir. Eskiden kilimler potlu çıkabilmektedir. Şimdi metal tezgahlar sayesinde düz çıkmaya başlamıştır. Kadınlar kendi ev işlerini yapıyorlar, kendi boş kalan zamanlarında kilim dokumaktalar. kışın tarla bahçe işleri olmadıklarından daha çok zamanları vardır Çeyiz parçalarını yaparken ucuz boya kullanıyorlar. Ama canlı ve parlak renkleri tercih ediyorlar

Hayat şartlarının süratle  değişmekte olmasına rağmen, Türkmenler, Avşarlar ve Yörükler ihtiyaçlarını karşılamak için yaptıkları kilimlerde eski bilgi ve göreneklerini bir ata yadigarı olarak devam ettirmektedir.

Kilim dokumalarında “Sandık Örtüsü” adı verilen çok eskiden beri bu yörede dokunan  ve kullanılan dokuma türü, şal kadar  ince bir  dokuma örneğidir. Renkleri solmayan ve üzerinde orijinal nakışlar bulunan bu kilimler, o dönemin sanat anlayışını ve zevkini göstermesi bakımından önemlidir. Uşak’ta “Delik” kilim adı altında bir çeşit kilim dokunurdu. Günümüzde ise dokunmamaktadır.

 

DOKUMALARDA KULLANILAN ALETLER

Yörüklerin hayvancılığa  bağlı ekonomik yapıları ve  göçmen karakterleri onların eşyalarının da hafif olmasını gerekli kılmış, dokumacılık yörük yaşamının ayrılmaz bir  parçası haline gelmiştir.”Istar” dedikleri ahşap tezgahlarda, dokudukları dokuma örnekleri içinde ise kilim  önemli yer tutmuştur.

 

Tezgahın parçalarına ne ad veriyorlar, kirkit eğirme aletleri tarak vb. şeylerin isimleri ve fotoları, ölçüler

Kilimin Anadolu yaşantısında özel bir yeri ve kullanımı  vardır. Özellikle Yörük  ve kilim arasında  yakınlık bir başkadır. Kilim, yörüğün mutluluğu, üzüntüsü, saygısı ve sevgisidir. Çadırın  en önemli eşyası, atının eğeri, yükünü  taşıyan çuvalı, yiyeceğini koyup taşıdığı heybesidir..  Yörük kadını çocuğunu kilim üstünde dünyaya getirir. Çocuğun beşiğidir kilim. Yörüğün son yolculuğunda da yine kilim örter üstünü.

 

 DOKUMANIN BUGÜNKÜ DURUMU

Uysal dağı  çevresinde yerleşen Tekeli, Güneydamlar ve Şeyhdavutlar da dokuma var  burası da üç ilin(Uşak, Denizli, Manisa) sınırların kesiştiği nokta

Adana_Kayseri arasında "Fekali"arasında  bir ilişki olabilir zira, kimi Eşme kilimleri Kayseri kilimlerine müthiş benziyori

Kök  boya  bitkisinin  Yengi nahiyesinde olan miktarının çoğunluğu, tabiatta  doğal olarak bulunmaktansa , satılmak üzere belli bir bölgede bilinçli   olarak tarımı  yapılmıştır. Bugün bu bölgede  büyük miktarda tuğla fabrikaları vardır. Toprağın klimatolojik etkilerde  olabilir.

Neriman Görgünay'ın kitabındaki Tülü dokumalarındaki,  Hopan dokumalarına dikkat et, zira bu desenler, kirtme kilimlerine işlenmiş.

Desenleri ellerinde daha önce bir örnek var ve ona bakarak yapıyorlar,

Aslında bazı yaylaları ortak kullanmışlar bu  yüzden bir şekilde  desenler birbirinden etkilenmiş olabilir.

Dağ köylerinde dokumacılık, hayvancılık var, ancak ova köylerinde tarım yapıldığı için pek dokuma yapılmamaktadır.

Dağ köylerindeki kilimin haricinde hayvancılık ve  az da  olsa tarım.,  düzlük ovada üzüm bağları var. Yünlerini  Konya-Karaman dağ köylerinden topluyorlar.  Gençler okula gittiklerinden  veya şehre göç ettiklerinden pek kilim dokumuyorlar, arazi varlıkları olan kendi tarlalarını ekip biçiyorlar, yada başka yerlere işçilik yapmaya gidiyorlar. Hayvancılık zaten durma aşamasına gelen Türkiye'de, halkı daha da fakir duruma getirmiştir. Öyle ki kilim yapmak onların son geçim kaynakları olmuştur. Bazı köylerde ise sadece yün eğiriyorlar, buralardan çok iyi el ipi elde edilmektedir . Yaşları 30-40-50-60 gibi nineler dahi vardır. Okumayı kendi annelerinden bakarak öğrendiler ve  bazen 10-11 sayabiliriz . Bütün kilim dokuyanlar çözgüleri kendi takıyorlar.

Türk kilimlerinin renk ve motif zenginliğini fark eden bazı yabancı girişimciler,II. Dünya savaşından sonra bu işin ticaretini hızlandırmıştır. Örneğin; Eşme’de İngiliz yünleri ile dokutulan bazı kilim türleri İngiltere’de büyük ilgi görmüştür.[55]

Eşme köylerinde biraz kilim, Banaz  köylerinde de  zili dokunmaktadır. “Garibaldi” boyası ile boyanan ve dokumaları kabalaşan Eşme Kilimlerinin değeri kalmamıştır.

Uşak kilimlerine ait vesikanın tarihi 1722’dir. Bu tarihten sonra 1854 yılına ait 9 tane daha vesika vardır. Bu iki tarih arasında geçen yetmiş yıldan fazla bir zamanda kilim yapımı ve satımı devam etmiştir. 1845’den sonra vesika yoktur.[56]

18.yy’da Uşak’ta dokunan bu kilimlerin alıcıları, İstanbullular idi. 1797 yılında yazılan bir hükümde Seraser Kapısı için 1202 sayısına (Uşak  kilimlerinin bir çeşidinin adı.) kilimi satın alınmıştır.

1845 tarihli bir vesikada Uşak’ta halı gibi  kilimin de yeni baştan ıslahı için, beher kesesi için üçer kuruş faizle 1100 kese akçe verilmesi ve Avrupa’dan bazı aygıtlar getirilmesinin kararlaştırıldığı bildirilmektedir.******[57]Uşak halılarının Avrupa piyasalarında birden bire ilgi görmesi nedeni ile kilim dokumacılığı yerini halıya bırakmıştır.

Vital Ginet’in 1894’te yazmış olduğu bir eserde artık Uşak kilimlerinden hiç bahsedilmeyip, kilim dokumacılığının 35-40 yıl öncesi yapıldığı belirtilmektedir. Kaynakta bu kilimlerin yalnız Rum ve Ermeni kadınlarca dokunduğu ve onların halı dokumasını bilmedikleri belirtilmektedir. Delikli olan bu kilimlerin  zeminleri koyu kırmızı, kenar suları açık mavi olup üzerindeki nakışlar seyrektir. Besim Atalay Müzesi’nde bu kilimlerin çok eski örnekleri bulunmaktadır. Dokunuşu yenilerine nazaran daha sıktır. Delikli kilimler  büyük boyda salonlar ve camiler için yapılmıştır. Çift kanatlı olup renk sınırlarında  ilikler görülür. Teknik bakımdan seyrek dokumalardır. Küçük olanları ise namazlağdır. Kız kilimleri ise oldukça özenle dokunup, yavuklusuna hediye edilir. Renkleri parlak ve boyutu 130x170cm’dir Ayrıca Eşme’nin her köşesinde dokunan “takmak” adı verilen kilimler 1932 yılında bu yöreye 20.000 Lira gelir getirmişti.[58]

Eşme Kazasının Takmak,Kolankaya, Bozlar,Akçaköy, Fakı’da el tezgahlarında, kadın ve kızlar boş vakitlerinde kilim dokumaktadırlar. Esas ticari değeri olan bu kilimler sanayi bölgesindeki fabrika ve otomatik tezgahlarda da dokumaktadırlar. Şark Kilimi adı da verilen bu   ucuz kilimler kısa sürede  dokunması nedeni ile taşra tüccarları tarafından süratle tüketilmektedir.[59]

1967 yılında 109 adet otomatik kilim dokuma tezgahlarında, 300 iş günü çalıştırılarak 392.400 sayıda kilim dokunmuş, ortalama 90 Lira fiyattan 35.316.000Lira gelir sağlanmıştır.[60]

1972 yılında Uşak’ta bulunan 105 otomatik dokuma tezgahında 300 iş günü  ve 1000 kişini çalışması 300.000 kilim dokunmuş, ortalama 200 Lira fiyattan 60.000.000. Lira kazanılmıştır. (o günkü dolar kurunu ver o zaman  elde edilen değer açıkça anlaşılacaktır.) [61]

Uşak’ta  ticari amaçla üretilen kilimlerin çoğunluğu bölge özelliğini taşımasına rağmen ekonomik ve sosyal olayların  etkisi altında yörenin kendine özgü özelliklerini yitirmiştir. El eğirmesi yün iplik yerine, Uşak’ta üretilen makine iplikleri, çözgü ve atkıda  kullanılan pamuk iplikleri, kilimlerin yapısını bozmuştur.

Eşme’de 400  tezgahta sipariş kilim dokunmaktadır. Desenler ise ihracat yapan firmaların isteği üzerine hazırlanan ve Eski Uşak kilim desenlerinin büyütülerek sadeleştirilmesi ile yapılır.

Dönemin bir dönemin  Türk toplumuna özgü motif ve desenleri de yerlerini asılsız zevksiz şekillere bırakmaktadır. Örneğin yabancıların isteği üzerine Noel zamanında yılda 20.000 adet Noel Babalı kilim Uşak ve çevresinde dokunmaktadır. Ayrıca Tokat’ın Niksar kazasında Adana-Karatepe’de  de bu tip kilimler üretilmektedir.[62]

Kendi ihtiyaçları ve iç piyasada tüketilen süper ince kalitedeki kilimlerin desenlerini, elibelinde kız, pençe, yılıkıç dedikleri”s”,keklik ayağı, köçek, karagöz, zülüf,parmak, salkım ve nacak motifleri oluşturur. Selvili namazlağ, toplu kilim, hayat ağaçlı mihraplı kilimler, yan toplu kilimler, albaş kilimlere ise ancak camilerde rastlatabiliyoruz.[63]

.

4. DOKUMALARIN TEKNİK ÖZELLİKLERİ

5. BATI ANADOLU'DA HALI-KİLİM DOKUMA SANATI

1860’lı yılların başlarına kadar Batı Anadolu halıcılığı, köylülere malzeme verip sipariş üzerine iş yaptıran Osmanlı tüccarlarının denetimi altında idi. Bunlardan en önemlisi Hacı Ali Efendi 3000’e  yakın eve iş vermiş ve yılda yaklaşık 84.000m2 halı dokutturmuştur[64]

İngilizlerin halıcılığımıza sızmaya başlamalarının ilk izleri 1864 yıllarına rastlar. P.De Andrea Habif ve Polako,T.A. Spartalı adlı ingilizler bu yıldan  başlayarak, iplik ve model vererek Uşak ve çevresinde halı dokutturmuşlardır. Bu tarihten sonra  da Batı Anadolu’da dokunan halıların hemen hemen  hepsinin ihracatı, İngiliz tüccar ve şirketleri aracılığı ile  gerçekleştirilmiştir.

1880’lerin ortalarına  gelindiğinde Batı  Anadolu  halıcılığı, daha sonraki yıllarda Şark Halı Kumpanyasını oluşturacak olan 6 büyük İngiliz ticaretevinin tekeli altına girmiştir. Bu ticaretevleri; P.De Andrea Co., G.P. ve J.Baker, Habif ve Polako, Sydney La Fontaine, T.A.Spartalı Co. Ve Sykes Co. Halı ipliklerinin eğrilmesinden halının  ihracına kadar tüm işlem aşamalarını denetimleri altına almışlardır.[65]

Bu ticaretevleri geniş bir iplik eğirme, iplik boyama ve aracı  acentalar yarattılar.Yılın belli aylarında bölgeye dağılan Osmanlı toplumundaki gayrimüslim aracılar adı geçen ticaretevleri  adına  yün almış, toplanan yünler evlere veya iplik atelyelerine eğrilmek için verilmiş, daha sonra da  boyanmak için başka evlere  veya  İzmir’deki boyama atelyelerine gönderilmiştir. Bu arada  1882 yılından itibaren doğal boyarmaddelerin yerini yavaş yavaş anilin adı verilen Almanya ve  Belçika’dan  getirtilen kimyasal  boyarmaddeler almıştır. 1888 yılında Aydın’da analin boya kullanımı vali tarafından yasaklanmışsa da, çıkarları zedelenen İngilizlerin  şikayetleri sonucunda yasak kısa sürede kaldırılmıştır. Boyama işlemlerinde İngilizlerin anilin boya kullanımı istemelerinin nedeni, bu boyaları köylülere  yüksek fiyat ile satıp, boyanmış iplik tutarından düşerek üretimin ilk aşamasında yüksek kar etmeleridir. Buna rağmen, Kula çevresinde bitkisel  boya kullanımını desteklemişlerdir. Çünkü ipliklerin boyanması Kula dolaylarındaki ırmaklarda yapıldığından bu iplikler doğal yağlarını yitirmeyip  bazı ek kimyasal işlemlere sokulmadan kullanılmaktaydı.[66]

İpliklerin  boyanma işleminden sonra aracılar(çoğunlukla Rum ve Ermeniler) köyleri tek tek dolaşarak örgütün en alt kademesinde bulunan dağıtıcılara ki  bunlar genellikle  köy muhtarlarıydı, İngilizlerin istedikleri halıların miktarlarını ve boyutlarını bildirir ve dokuyuculara dağıtılmak üzere bu iplikleri teslim ederlerdi.

Bundan sonraki aşamada halılar dokuyuculardan toplanarak boyutlarına göre sınıflandırılır ve balyalanarak İzmir2e gönderilirdi. Bu işi de üstlenen aracılar, belirli zamanlarda köylere uğrayarak muhtarlardan dokunmuş halıları alırlar ve düğüm sayısına  göre ödenecek parayı muhtarlara verirlerdi. Muhtarlar da bu paradan  kendi paylarını alarak kalanını dokuyuculara dağıtırlardı.[67]

Bir tezgahta çalışan dokuyucu sayısı halının enine göre değişirdi Sık düğümlü halılarda 67cm.ye, daha kaba halılarda 84cm.ye bir dokuyucu oturtulurdu. İyi bir dokuyucu günde 5000-6000 düğüm atar ve bunun karşılığında 6 peni alırdı.1890’lı yılların ortalarında bu halıların m2 ‘si 15 şilin 6 peniden satılırdı. O dönemde 1 şilin 5,7 kuruş, 1 peni ise 20 para değerinde idi.[68]

Batı Anadolu’da düşük maliyet ile üretilen bu halılara  Avrupa pazarında kolay kolay rakip çıkmadı.1884 yılında 155.000 m2 olan halı üretimi İngilizlerin daha fazla kar edebilmek için bu işi desteklemelerinden dolayı 1893 yılında 367.876 m2’ye yükseldi. Aynı  yıllarda İzmir’in halı ihracatı değeri 3 milyon franktan 7,5 milyon franka çıkarken ihracatın %70’i İngiltere’ye yapıldı.[69]

1890 yılında İngilizlerin dikkatini çeken bir nokta da Batı Anadolu halılarına geleneksel motifler yerine Avrupa motiflerinin kullanılması halinde bunların İngiltere’de daha çok alıcı bularak daha yüksek fiyata satılacağıydı. Bu durumun karşısında İngiltere’den yeni desenler getirtilerek dokuyuculara eski desenleri bırakır, bu desenleri dokumaya başlamaları söylendi. Fakat yüksek fiyatla satılan iyi kalite halılarda geleneksel desenlerin kullanımına devam edildi.

İngilizler bu süre içinde halıcılığa büyük bir yatırım yapmadılar, eve fason halı yaptırma yoluna gittiler. Fazla yatırım yapmadan yüksek karlar elde ettiklerinden halıcılığı daha ileri bir düzeye götürmek için pek bir çaba harcamadılar., ve 20.yy’ın başına  kadar batı Anadolu’da halıcılık bir ev sanayi olarak sürdü. Bunun nedeni belki de, Anadolu erkeği kadınının başka bir yere gidip çalışmasını istemez, kadın kendi evinde olmalıdır, bu açıdan da bir atelye sisteminin gelişmesi bu dönemde mümkün olmamıştır. Bu günde Anadolu’da eve yabancı bir erkek giremez yada evin erkeğinin refakatinde evin kadını ile konuşabilirsin.

İngilizlerin  Batı Anadolu’daki üretim biçimini geri bir düzeyde bıraktığını farkeden bir Avusturya şirketi ( KEUN ve ortakları ), halıcılıktaki yüksek kar oranını farkederek 20.yy’ın başlarında Uşak yakınlarında bir halı dokuma atelyesi açtı. Yılda yaklaşık 12.000 m2 halı dokunan atelyede 80 işçi çalışmaktaydı.  İlk yıllarda Avusturyalıların  elde ettiği yüksek  kar nedeniyle bir yıl içinde  Türkler ve azınlıklar küçük sermayeler ile 15  tane daha halıcılık şirketi kurdu. Fakat bu  şirketler İngilizler gibi bir üretim ve dağıtım ağı kurmayı başaramadılar. Genelliklede İngilizlerin bulunmadığı yerlerde çalışmalarını sürdürdüler. Bugünde aynı şekilde, eğer bir köyde bir imalatçı mal  yaptırıyorsa oraya girmek çok zordur., ya onun önerdiği fiyatın üzerinde  bir para önereceksin oradaki dokuyuculara elde etmek için. Ayrıca, dokuyuculara sürekli iş vermek zorundasın yoksa iş vermediğin zaman dokuyucu  her an başkası için dokumaya başlayabilir. Çoğunlukla  ipliklerini İngilizlerin iplik eğirme ve boyama atelyelerinden aldıklarından dolayı imalat maliyetleri İngilizlerinkinden daha fazla oldu.[70] Tekelci durumlarının sarsıldığını farkeden 6 İngiliz tüccar, 1908 yılında 400.000 sterlin gibi büyük bir sermaye ile birleşerek Şark Halı Kumpanyası’nı (ORIENTAL  CARPET MANUFACTURERS) kurdular.[71]

Şark Halı Kumpanyası, talebi karşılayabilmek ve karlılığı arttırabilmek için çok düzenli bir üretim politikası izledi. İlk iş olarak yün ipliği üretimi ve boyanmasını merkezileştirmek için çalışmalara başlandı. 19.yy’ın sonlarına kadar Batı Anadolu halılarında kullanılan el eğirmesi iplik artık ihtiyacı karşılayamaz oldu. Bu nedenle 20.yy başlarından itibaren çeşitli yün iplik fabrikaları kuruldu. 1913 sanayi istatistiklerine göre yün halı ipliği üreten 6 fabrikanın 3’ü  Şark Halı Kumpanyası’na aitti.[72]. İngilizlerle birlikte kullanılan hammaddelerde bir takım değişikliklere gidildi. Bazı halıların atkı ve çözgülerinde pamuk ipliği kullanıldı. Pamuk ipliği halıya  belli bir sertlik kazandırarak halının daha sağlam olduğu imajını yaratmakta ve maliyeti düşürmekteydi. Bugün Çin’de yapılan tufted  halılar aynı görüntüyü veriyor ve fiyatlar oldukça ucuz. Ancak yüksek fiyatla satılan iyi kalite halılarda el değirmesi iplik kullanılmaya devam edildi.[73] Daha sonraları kimyasal boyaların fiyatlarının ucuzlama, tedarik olunması  ve uygulanması kolay ile bitkisel boya kullanımı azaldı.

Kumpanya, kuruluşundan çok kısa bir süre sonra halı dokuma işinde de, ıslah ettiği birçok tezgahını belli yerlerde toplayarak, atelyeler kurma yoluna gitti. Özellikle, İzmir,Burdur,Isparta,Urla, Haçin ve Kırkağaç’ta altı atelye faaliyete geçti.[74] Atelyede  toplam imalatın  yarısını sağlarken diğer yarısını evlerdeki tezgahlardan sağladı.[75] Şirket, dokuyuculara verdiği malzemenin fiyatını abartarak onları borçlandırdı. Aynı zamanda dokuyucuların pazarlama özgürlüklerini de elinden alıp belli bir süre içinde işçilik ücretlerini düşürdü. Şirketin halı dokuyucusuna ödediği ücret, halının imal edildiği yerin İzmir’e olan uzaklığına ve dokuyucunun bir günde attığı düğüm sayısına bağlı olarak değişti 1913-15 yılları arasında şirket, dokuyuculara İzmir’de 1700, Uşak’ta 2200, Kırkağaç’ta 2400, Isparta’da 2600, Sivas ve Burdur’da 3000 düğüme karşılık 40 para ödenmişitr [76]

1913’li yıllara gelindiğinde, Batı Anadolu’da Şark Halı Kumpanyası ile rekabet edemeyen şirketler, hammadde ve  yeterli dokuyucu sağlayamadıklarından alıcıların  halı ile uğraşan şirketlerin sayısı 15’ten 7’ye düştü.[77] Hayatta kalmayı başarabilen Türk şirketlerinden biri 1866  yılında kurulan Çolakzade Halı Şirketidir.

Şark Halı Kumpanyası üretim aşamalarından biri olan desen konusunda da çeşitli girişimlerde bulundu. İzmir’de  bir desen bürosu açarak kendi istedikleri desenleri burada  çizdirmeye başladı.[78] Türk halıların geleneksel desen kompozisyonları bırakılarak Barok, İran, Kafkas,Afgan,Hint ve Çin desenleri yaygınlaştı. Makine halısı katalogları Avrupa’dan getirtilerek desen bürolarında bunlara benzer desenler yaptırıldı.[79] Desenler  milimetrik kağıda çizilerek yapıldığından bazı geleneksel motiflerimiz günümüze kadar ulaşabildi.  Bu şirket sayesinde halıların tesviye işlemlerini de halıcılığımız içine girdi. Halılar dokunduktan sonra  yeniden bir kırkıma tabi tutuldu. Arka yüzündeki tüyler yakılarak ön yüzdeki fazlalıklar temizlendi. 1.Dünya savaşı sırasında , bu şirket gibi diğer şirketlerinde faaliyetleri sona ermiştir.  

6.BÖLGEDE RASTLANAN İNANÇLAR VE GELENEKLER

Hemen hepsi  Sünni, nazar boncuğu inanışı pek fazla değil, ama 40 sene kadar evvel çocukların başlarına sardıkları serpuşlara nazar değmesinler diye bir boncuk takılırmış....

 Değişik müzik aletleri var, bunlardan bir tanesi "Henk" (genizden çıkan bir n harfi),

Halk sesli uyumunu kendiliğinden uyduruyor elma-alma/kardeş-kardaş(k sesi g sesine dönüşüyor

Amat-ahmet, Aişa- Ayşe, Hadi gari- Get gari, Üssin-Hüseyin,Hatça-Hatice

Düğünler üç gün sürer  erkekler  damda oturur, kadınlar başka bir yerde toplanarak bir yuvarlak oluşturur. Kızın çeyizinde, göynek yakaları  işlemeli, fistan (diyelim 30 tane), hırka/kazak , çul, mendil, çuval, heybe, ete, (ekmek mendil) çeyizdeki parçaların hepsi  düğün evinin kenarına direkler dikilir ve bu direklere asılır. Yada evin damının duvarından aşağı sallanır üzerlerine uçmasın diye taşlar konulur. Tabi ki bu kişilerin gücüne göre ayarlanır. Tabi ki bu bugün farklılık gösteriyor. Örneğin,  Kelebek Mutfak takımları, tv çamaşır makinası

Eskiden geleneksel düğünleri Salı,Çarşamba,Perşembe olurmuş, Cuma günü dini tatil de olduğu için Cuma günü gelin kendi evinde olurmuş. Ama daha sonraları memur kesimi artınca, okuldaki öğrenci sayısı artınca, Cuma, Cumartesi, Pazara kaymış

 

 

 

        

 



[1] Emecen E. Feridun;"XVI. Asırda  Manisa  Kazası",, Türk Tarih Kurumu Basımevi,1989, s.15.

[2] Gökçen, İbrahim; "Saruhan'da Yörük Türkmenler", Manisa Halkevi yay.,s.9

[3]Halaçoğlu,Yusuf;"XVIII.Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun İskan Siyaseti  ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Türk Tarih Kurumu,s.14.

[4] Barkan,Ö.L.;"Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu olarak Sürgünler",İktisat Fak. Mec.XIII

[5] "Aşıkpaşazade Tarihi", adsız neşri, s.141.

[6] Refik, A." Aşiretlerin  Yerleştirilmesi", s.190-191,ves.225

[7] Su, Kamil,"sf.69, Karakeçili  Aşireti, Tahir Bey mat. 13.

[8] Ku, Naci,"Türkmen, Yürük ve Tahtacı", Folklor Araştırmaları, sayı:5,1949

[9] Eröz, Mehmet; "Türk Köy Sosyolojisi  Meseleleri ve Yörük-Türkmen Köyleri", s.25

[10] 1110 tarihli Boz-ulus Türkmenleri defteri,KK,nu.2311,s.51. Boz-ulus'tan bazı grupların Rodos, İstanköy gibi adalara gittikleri, bilhassa birkaç hanenin Kuşadası'nda evler yaparak yerleştikleri belirtilebilir.Ayrıca bknz, X.de  Planhol,Les  Fondements geographiques de l' Histoire de l'Islam, Paris,1968,s.238

[11] Halaçoğlu,Yusuf;"XVIII.Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun İskan Siyaseti  ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Türk Tarih Kurumu,s.41

[12] Halaçoğlu,Yusuf;"XVIII.Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun İskan Siyaseti  ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Türk Tarih Kurumu,s.48

[13] Halaçoğlu,Yusuf;"XVIII.Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun İskan Siyaseti  ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Türk Tarih Kurumu,s.48

[14] Halaçoğlu,Yusuf;"XVIII.Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun İskan Siyaseti  ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Türk Tarih Kurumu,s.47

[15] Gökçen, İbrahim;”16.ve 17. Asır Sicillerine göre Saruhan’da Yürük ve Türkmenler”, Marifet Basımevi, 1946,s.1

[16] Gökçen, İbrahim;”16.ve 17. Asır Sicillerine göre Saruhan’da Yürük ve Türkmenler”, Marifet Basımevi, 1946,s.1

[17]Gökçen, İbrahim;”16.ve 17. Asır Sicillerine göre Saruhan’da Yürük ve Türkmenler”, Marifet Basımevi, 1946,s.1

[18] Şölen,  Hikmet,”Aydın ili ve Yürükler”,s.16 ve sicil defteri;28 s.335

[19] Şölen,  Hikmet,”Aydın ili ve Yürükler”,s.12 ve sicil defteri;28 s.335

[20] Sümer,Faruk; "Türk Aşiretlerine Umumi Bir  Bakış",s.515

[21] Nagata, Yuzo;"16.yy'da Manisa Köyleri, 1531 Tarihli  Saruhan Sancağına Ait Bir Tahrir Defterini İnceleme Denemesi;",Edebiyat Fak. Bas.,İst.,1979.,s.732,(Başbakanlık Arşivi'ndeki Saruhan sancağının içine alan Tahrir defterlerinin numaraları şunlardır. No:48,72,165,166,239,398,568,600,683,700,841,893.)

[22] Nagata, Yuzo;"16.yy'da Manisa Köyleri, 1531 Tarihli  Saruhan Sancağına Ait Bir Tahrir Defterini İnceleme Denemesi;",Edebiyat Fak. Bas.,İst.,1979.,s.733

[23]  Nagata, Yuzo;"16.yy'da Manisa Köyleri, 1531 Tarihli  Saruhan Sancağına Ait Bir Tahrir Defterini İnceleme Denemesi;",Edebiyat Fak. Bas.,İst.,1979.,s.733

[24] Ç, Uluçay;"XVII. asırda "Saruhan'da Eşkıyalık ve Halk Hareketleri, İstanbul,1955,s.45.

[25] İnalcık; H. ,"Ottoman Method od Conquest", Studia Islamica,II,1954,s.125-126.

[26] Ö.L. Barkan;"Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu olarak Vakıflar ve Temlikler",,Vakıflar Dergisi,C.II,1942,s.322-325..

[27] Nagata, Yuzo;"16.yy'da Manisa Köyleri, 1531 Tarihli  Saruhan Sancağına Ait Bir Tahrir Defterini İnceleme Denemesi;",Edebiyat Fak. Bas.,İst.,1979.,s.740

[28].Sümer, F ;"Oğuzlar",Ankara,1967

[29] Barkın, Ö.L.;"Kanunlar", Aydın Sancağı, s.12

[30].Sümer, F ;"Oğuzlar",Ankara,1967,s.179.

[31].Orhonlu, C ;"Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretleri İskan Teşebbüsü, İstanbul,1963, s.17

[32] M.Akdağ,"Türkiye'nin

[33] Ö.L. Barkan,"XV  ve XVI. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda ziraat Ekonominin Hukuki ve Mali Esasları,C.,!

[34] Uzunçarşılıoğlu, İsmail Hakkı; “Anadolu Beylikleri”,Önsöz,s.3

[35] Manisa Şer’iyye Sicilleri Defteri,15.s:194, Yengi nahiyesi zamanında Turgutlu çevresinde yer alıyordu. Bugün bu nahiye mevcut değil.

[36] Uzunçarşılıoğlu, İsmail Hakkı; “Anadolu Beylikleri”,s.31.

[37] Şölen,  Hikmet,”Aydın ili ve Yürükler”,s.17

[38] Refik, Ahmet;”Anadolu Türk Aşiretleri”, s.VI

[39] Gökçen, İbrahim;”16.ve 17. Asır Sicillerine göre Saruhan’da Yürük ve Türkmenler”, Marifet Basımevi, 1946,s.19

[40] Gökçen, İbrahim;”16.ve 17. Asır Sicillerine göre Saruhan’da Yürük ve Türkmenler”, Marifet Basımevi, 1946,s.19

[41] Aşıkpaşazade Tarihi,s.61.

[42] Aşıkpaşazade Tarihi,s.61.

[43] Gökçen, İbrahim;”16.ve 17. Asır Sicillerine göre Saruhan’da Yürük ve Türkmenler”, Marifet Basımevi, 1946,s.21

[44] Gökçen, İbrahim;”16.ve 17. Asır Sicillerine göre Saruhan’da Yürük ve Türkmenler”, Marifet Basımevi, 1946,s.21

[45] Gökçen, İbrahim;”16.ve 17. Asır Sicillerine göre Saruhan’da Yürük ve Türkmenler”, Marifet Basımevi, 1946,s.24

 

[46] Gökçen, İbrahim;”16.ve 17. Asır Sicillerine göre Saruhan’da Yürük ve Türkmenler”, Marifet Basımevi, 1946,s.94

[47] Uluçay, Çağatay M.,”Saruhanoğulları ve  Eserlerine Dair Vesikalar(733H-1220H.), İstanbul,1940, Resimli Ay Matbaası, s.170

[48] Uluçay, Çağatay;" XVII. Asırda Saruhan'da eşkıyalık ve halk hareketleri", İstanbul, 1944, s.23.

[49] Uluçay, Çağatay;" XVII. Asırda Saruhan'da eşkıyalık ve halk hareketleri", İstanbul, 1944, s.27.

[50] Uluçay, Çağatay;" XVII. Asırda Saruhan'da eşkıyalık ve halk hareketleri", İstanbul, 1944, s31.

[51] Eröz, Mehmet; "Türk Köy Sosyolojisi  Meseleleri ve Yörük-Türkmen Köyleri", s.17

[52] Eröz,M."Yörükler",Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, s.23.

[53] Türkay, Cevdet; Başbakanlık Arşivi Belgelerine göre Osmanlı İmparatorluğu’nda: Oymak, Aşiret, ve Cemaatler,Tercüman Kaynak Eserleri Dizisi; 1,İstanbul,1979,s.576

[54] Eröz, Mehmet; "Türk Köy Sosyolojisi  Meseleleri ve Yörük-Türkmen Köyleri", s.34

[55] Kenan Özbel; “Anadolu Kilimleri”,El sanatları  9, Klavuz Kitaplar 19, s.3.

[56] Öznur Aydın,”Kamu ve Özel Kuruluşlarla Orta Öğretimde,Üniversitelerde El Sanatlarına Yaklaşım ve Sorunları Sempozyumu Bildirileri”,Kültür Bakanlığı  Halk Kültürlerini Araştırma ve geliştirme Genel Müdürlüğü,Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü, Ankara 1994,s.45

[57] Öznur Aydın,”Kamu ve Özel Kuruluşlarla Orta Öğretimde,Üniversitelerde El Sanatlarına Yaklaşım ve Sorunları Sempozyumu Bildirileri”,Kültür Bakanlığı  Halk Kültürlerini Araştırma ve geliştirme Genel Müdürlüğü,Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü, Ankara 1994,s.46

[58] Besim Atalay; “Türk Halıcılığı ve Uşak Halıları”, Ankara,1976.

[59] Besim Atalay; “Türk Halıcılığı ve Uşak Halıları”, Ankara,1976.

[60] Besim Atalay; “Türk Halıcılığı ve Uşak Halıları”, Ankara,1976.

[61] Yurt Ansiklopedisi, Uşak maddesi,s.715.

[62] Yrd.Doç.İsmail Öztürk,  Öğr.Gör.Öznür Aydın, ”Kartepe Kilimciliği”,Kültür ve Sanat Dergisi,Yıl:4,Sayı 13 Mart 1992,s.52-54.

[63] Öznur Aydın,”Kamu ve Özel Kuruluşlarla Orta Öğretimde,Üniversitelerde El Sanatlarına Yaklaşım ve Sorunları Sempozyumu Bildirileri”,Kültür Bakanlığı  Halk Kültürlerini Araştırma ve geliştirme Genel Müdürlüğü,Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü, Ankara 1994,s.46

[64] Zeki Sönmez; “Batı Anadolu Türk Halıcılığının 19.yy’daki Durumu üzerine”, Türk Dünyası Araştırmaları Türk Halıları  Özel Sayısı, İstanbul ,1984, s.96-97.

[65] Zeki Sönmez,”Batı Anadolu Türk Halıcılığının 19.yy.daki Durumu Üzerine”,Türk Dünyası Araştırmaları Türk Halıları Özel Sayısı, İstanbul ,1984,s.98-100

[66] Orhan  Kurmuş;”Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi”, İstanbul , 1977,s.146-147

[67] Orhan  Kurmuş;”Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi”, İstanbul , 1977,s.147

[68] Yrd.Doç. İsmail Öztürk;”Ege Bölgesi Halı Üretim Merkezleri ve El Halıcılığının Üretim ve Pazarlama Sorunları”,Belleten,2. Kitap,1.cilt,Ankara,1986,s.370

[69] Orhan  Kurmuş;”Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi”, İstanbul , 1977,s.149

[70] Orhan  Kurmuş;”Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi”, İstanbul , 1977,s.147-150.

[71] Vedat Eldem, “Osmanlı İmparatorluğunun İktisdi Şartları Hakkında bir Tetkik”,Ankara,1971,s.124.

[72] Prof.Dr. Gündüz Ökçün;”1885 Öncesi Omanlı Ekonomisine Genel Bir Bakış”,1885-1985, Türkiye Ekonomisinin 100 yılı ve izmir ve İzmir Ticaret  Odası Sempozyumu,İzmir,1985,s.124???????

[73] Prof.Önder Küçükerman;”İzmir Limanı ve Isparta Halı Fabrikası”,İstanbul,1990,s.147-148.

[74] Zeki Sönmez; “Batı Anadolu Türk Halıcılığının 19.yy’daki Durumu üzerine”, Türk Dünyası Araştırmaları Türk Halıları  Özel Sayısı, İstanbul ,1984, s.105.

[75] Orhan  Kurmuş;”Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi”, İstanbul , 1977,s.152.

[76] Prof.Dr. Gündüz Ökçün;”1885 Öncesi Omanlı Ekonomisine Genel Bir Bakış”,1885-1985, Türkiye Ekonomisinin 100 yılı ve izmir ve İzmir Ticaret  Odası Sempozyumu,İzmir,1985,s.124

[77] Orhan  Kurmuş;”Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi”, İstanbul , 1977,s.151.

[78] Orhan  Kurmuş;”Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi”, İstanbul , 1977,s.150.

[79] Walter A. Hawley;”Oriental Rugs”,John Lane The Bodley Hea Ltd., London 1925,s.58-74.